TÜLAY GERMAN

TÜLAY GERMAN’IN GİDİŞİ GİBİ BİZİM BURADA KALIŞIMIZ*

Sisli, soğuk, yağmurlu bir bahar ekinoksu.

Güne yeni bir omlet denemesiyle başladım. İstediğim tadı tutturamasam da yedim, geçtim. Bir süredir elimde beklettiğim fesleğen ve kadife çiçeği tohumlarını sonunda ektim. Suyunu biraz fazla döktüm sanırım. Umarım yeşerirler.

Günün kalanını belgesel izleyerek ve müzik dinleyerek geçirdim. Didem Pekün, Barış Doğrusöz imzalı Tülay German: Kor ve Ateş Yılları ile başladım. Türkiye’den Paris’e gidişi… Kırgınlığından çok melankolisi çöktü içime.

“Nazım Hikmet’e saygı plağımı doldurdum. Radyo ve televizyon programları yaptım. Festivallere katıldım. Fransa’da ve diğer Avrupa ülkelerinde durmaksızın sayısız konser verdim. Şarkıcılık hayatımın en iyi, en yetkin dönemindeyim. Yıllar sesimi de beni de olgunlaştırdı. Dinleyicilerimle yürek yüreğe bir çeşit aşk yaşadım….. Tam zamanı; sesim bozulmaya, nefesim tükenmeye, coşkum azalmaya, içimde yanan alev sönmeye yüz tutmadan, eskimeden, yıpranmadan, gürültüsüz, sessiz sedasız çekip gitmek. Kaybolmak. Bu gece Hollanda’da konserim var. Kimse bilmiyor son konserim olduğunu. Erdem dahil.”

Yorum bırakın

EVRENDE KÜÇÜK BİR NOKTA

Ben Mine. Bu blogun yazarıyım.
Hayatı küçük şeylerde buluyorum: mevsim geçişlerinde, kitaplarda, bitkilerde…
Bir yaz sofrasında, sabahın erken saatlerinde, gün batımlarında. İnsanda. Bir şarkıda. Sessizlikte. Değişimde…
Yazmak istiyorum. Ufak da olsa kendime ve başkalarına bir katkı sunmak. Günlük yaşamı, içimden geldiği gibi hissetmek ve yazmak.